BİTKİLERDEKİ HAKİKATLER

ARUM ZAMBAĞI

Arum zambağı döllenmeye hazır hale gelince keskin kokulu bir amonyak gazı (NH3) yaymaya başlar. Çiçeğin son derece ilginç bir yapısı vardır. Polenlerinin bulunduğu bölüm, beyaz yapraklı yapının içinde dip taraftadır ve dışarıdan görünmez. Bu yüzden sadece koku yaymak böceklerin dikkatini çekmek için yeterli değildir.  Polenler döllenmeye hazır olduğunda zambak saldığı kokuyla birlikte çiçeğinin dışta kalan bölümünü de ısıtır. İşte bu yalnızca aydınlık saatlerde ve bir gün içerisinde gerçekleşen ısınma ve koku böcekler için çok çekicidir. Bu ısı ve koku nasıl ortaya çıkıyor sorusunu cevabını bulmaya çalışan bilim adamları bitkinin metabolizmasında gerçekleşen hızlanma sonucunda ortaya özel bir asit çıktığını bulmuşlardır. Glutanamik asit denen bu maddenin kimyasal yollarla parçalanması sonucunda çiçeğin yaydığı ısı ve koku oluşur. Bu sayede böcekler çiçeğe gelirler. Ne var ki böcekler için bu yeterli değildir çünkü arum zambağının polen tozları dipte kapalı torbacıklarda bulunur. Çiçek buna da hazırlıklıdır. Yağlı olan dış yüzeyi sebebiyle gelen böcekler kayarak aşağı çiçeğin içine düşerler ve bir daha da kaygan duvarlardan yukarı
tırmanamazlar. Bulundukları bölümde çiçeğin dişi organlarının ürettiği şekerli bir sıvı vardır.  Ayrıca gece olunca polenlerin kapalı olduğu torbacıklar da açılır ve böcekler bunlara bulanırlar. Böcekler çiçeğin içinde bir gece kalırlar. 

Sabah olunca çiçeğin üzerinde bulunan dikenler bükülerek böceklerin yukarı tırmanması için merdiven işlevi görürler.  Merdivenden tırmanan böcekler, özgürlüklerine kavuşur kavuşmaz görevlerini yerine getirmek için dölleyici polen yükleriyle birlikte başka bir zambağa giderler.

Arumun tuzağını mühendislerin ya da bilim adamlarının biraraya gelerek tasarladığını iddia etmek şüphesiz akıl karı değildir. Peki ya tüm bunların birbiri ardına gerçekleşen tesadüflerle oluştuğunu söylemek? Şüphesiz böyle bir iddianın ilkinden daha tutarsız olacağı çok açıktır. Aklı selim her insan kabul eder ki, bir yerde işleyen mükemmel bir düzen varsa, bu düzen mutlaka biri tarafından önceden hazırlanmış olmalıdır. Planlayan, tasarlayan ve uygulayan olmadan düzen olmaz. Şüphesiz Arumdaki bu mükemmel tasarımın sahibi de yerle gök arasındaki tüm canlıları yaratan ve tüm işleri düzenleyen Allah'tır. Allah Kuran'da bize bu üstün vasfını şöyle bildirmiştir:

"O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik." (Lokman Suresi, 10)


TAŞ KAKTÜS

Resimde görülen bu canlı kayalar gerçekte toprağın altında gizlenmiş olan bir bitkinin etli yapraklarıdır. Çiçek açmadığı zamanlarda bir kayadan farksız olan taş kaktüs bitkisi aslında gerçek bir kaktüs değildir. Kayaya benzeyen görünüşü onun düşmanlarından çok iyi bir şekilde korunmasını sağlar.

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara Suresi, 164)

 

KÜSTÜM OTU



Küstüm otunun çok ilginç bir savunma sistemi vardır. Bu bitkinin yapraklarına dokunulduğunda birkaç saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının gövdeye doğru yaslandığı görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız eden etki devam ederse bu kez küstüm otu aşağıya doğru ikinci bir hareket yaparak gövdesinin üzerindeki sivri dikenleri ortaya çıkarır. Bu da böcekleri kaçırmak için yeterlidir. Bitkideki bu hareketi gerçekleştiren mekanizma elektrik akımlarıyla başlar. Bu akım aynı insan vücudundaki sinirlerden geçen akım gibidir. Bitkinin reaksiyonları bizde olduğu kadar hızlı değildir. Bununla birlikte bitki özünü taşıyan kanallar aracılığıyla iletilen elektrik sinyalleri 30 santimetrelik mesafeyi bir-iki saniye içinde geçer.

Isı ne kadar yüksek olursa, reaksiyon o kadar hızlı olur. Her bir yaprağın dibi (yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça şişkindir. Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı zaman, yaprağın dibindeki şişkinliğin alt yarısı aniden suyunu boşaltır ve aynı anda diğer üst yarı, bu suyu kendi bünyesine alır. Ve yaprak aşağıya doğru düşer. Böylece uyarı saplar boyunca ilerlerken, yapraklar domino taşları gibi teker teker, ardı ardına kapanır. Bu şekilde bir savunma hareketinden sonra, bitkinin tekrar hücrelerini doldurup, yapraklarını açabilmesi için 20 dakika gereklidir.

Allah, Kuran'ın bir ayetinde, insanların bir tek ağacı bile yoktan var etmesinin imkansız olduğunu şöyle bildirir:

“(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir…” (Neml Suresi, 60)


ARI TAKLİDİ YAPAN ORKİDE


Bu orkidenin çoğalabilmesi için böcekleri kendine çekmesi gerekir, ama bunu sağlayabilecek balözüne sahip değildir. Ancak orkidenin alt dudağı, kanatları açık duran bir dişi yaban arısına benzemektedir. Orkidenin çıkardığı bir kokudan etkilenen erkek yaban arısı ona yönelir.  Dişisini gördüğünü zanneden arı, çiftleşmek üzere çiçeğe konduğunda çiçek tozlarını taşıyan kese arının kafasına ve antenlerine yapışır.  Aynı işlemi bir başka orkidede tekrarlayan yaban arısı, kafasına ve antenlerine yapışmış olan çiçek tozu kesesini diğer çiçeğe getirir ve tam üreme organının bulunduğu yere bırakır.

Allah üstün gücü ve sonsuz aklıyla her yerde yaratılış delillerini bizlere göstermekte, bunları görerek öğüt almamızı ve düşünmemizi istemektedir. Kuran’da da belirtildiği gibi, ancak aklını kullanabilen kişiler öğüt alıp düşünür ve Rabbimize bir yol bulabilirler:

“Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 10-11)

 

GENLISIA

Genlisia’ nın tuzağı, hayvan bağırsağına benzer. Toprak altında dallanmış olan yaprakları, içi boş borular şeklindedir. Topraktan çekilen su bu borularda ilerler. Boruların uçlarındaki yarıklarda, bitkinin içine doğru yönelmiş bir akıntı vardır. Bu akıntı, bitkinin içinde su pompalayan tüycüklerden kaynaklanır. Su içindeki böcekler ve diğer organizmalar, akıntı nedeniyle boruların uçlarındaki yarıklardan içeri doğru sürüklenir. Bu sürüklenme boyunca geçtikleri her yer uçları aşağıya bakan kalın ve sert tüylerle kaplıdır. Tüycükler de birer sübap gibi iş görerek, böceği bitkinin içine doğru iten ikinci bir etki meydana getirirler. Kurban içerilere doğru ilerledikçe bir dizi öldürücü sindirim beziyle karşı karşıya gelir. Sonunda da Genlisia’ nın besini olmaktan kurtulamaz.

Güney Amerika'nın yağmur ormanlarında ve Afrika'nın iç bölgelerinde yaşayan, sarı, mor çiçekli, küçük yapraklı "Genlisea" bitkisinin protozoalarla (tek hücreli organizmalar) beslendiği, yeni yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılabildi. Bonn Üniversitesi profesörlerinden Wilhelm Barthlott'un vardığı sonuçlara göre, Genlisea bir gün içinde bu canlılardan belki de binlercesini tüketiyor.

Barthlott, bitkinin yeraltı yapraklarında bulunan deliklerin boyutlarının, protozoaların boyutlarıyla hemen hemen aynı olduğunu fark etmişti. Nitekim, yapılan deneylerde de protozoaların bu deliklere doğru, mıknatıs etkisi altındaymış gibi çekildikleri gözlemlendi. Bitkinin salgıladığı cezbedici kimyasal maddeler, onları deliklere doğru çekiyordu. Barthlott, bitkinin bu canlılarla beslendiğini kanıtlamak için, protozoalardan bazılarını radyoaktif izotopla, adeta etiketledi. Bunları Genlisea'ya verdi ve iki gün içinde bitkinin hücrelerinde radyoaktivite saptadı.

Pinguicula türü bitkilerse, Kuzey Yarıküre'de yaygın olarak bulunuyorlar. Güle benzer şekilde dizilmiş yaprakları var. Küçük, güzel ve narin bir yapıya sahipler. Çoğunun çapları beş cm'yi geçmiyor. Bu etçil bitkiler, yapraklarından gelen kokunun cazibesine kapılan küçük böceklerle besleniyorlar. Yapraklarının yüzeyleri, çok güçlü olmayan yapışkan bir maddeyle kaplı. Gövdeleri bu maddeye bulaşan hayvanlar, kurtulmak için çabaladıklarında, daha çok yapışkan madde salgılanıyor. Yapraklar içe doğru yavaş yavaş kıvrılıp içi yapışkan sıvıyla dolu havuzlar oluşturuyorlar. Sıvının içinde boğulan avlar, sindiriliyor ve emiliyor.

Şüphesiz bu bitkinin sahip olduğu tasarım ve yaptığı işlemler, Allah'ın örneksiz ve benzersiz yaratmasının delillerindendir.

“Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?” (Fatır Suresi, 3)

 

AMORPHOPHALLUS

Amorphophallus adındaki bu bitki en ilginç görünüme sahip bitkiler arasındadır. 3 insan  boyuna ulaşabilen bu bitkinin çiçeğinin tam ortasında çomak şeklinde bir uzantısı bulunmaktadır.

Bu bitkide ortaya çıkan bu yaratılış gerçeği aslında, incelediğimiz tüm varlıklarda kendini farklı şekillerde göstermektedir.

“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir.” (Haşr Suresi, 24)


DRACUNCULUS VULGARIS

 

Dracunculus vulgaris bitkisinin bordo renkli çiçeğinin tam ortasından geçen siyah renkli bir eklentisi vardır. Çok cazip görünmesine rağmen çürümüş et gibi kokması nedeniyle asla hediye olarak verilemez.

Yeryüzünde var olan binlerce tür bitkideki karmaşık sistemlerin yaratıcısı göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin Rabbi olan Yüce Allah'tır.

 

HYDNORA AFRICANA

İlginç görünümlü bitkiler arasında baş köşeyi alabilecek olan Hydnora Africana Güney Afrika’da bulunur. Bu parazitimsi bitki renkli ve şaşaalı görünümünün aksine, çok kötü kokar. Çürümüş et kokusu yayan bu bitki, leş böcekleri kendine çekmekte hiç sorun yaşamaz.

 

RAFFLESIA ARNOLDII

Rafflesia arnoldii isimli bu parazitimsi bitki dünyanın en büyük çiçeğini verir; çiçeği yaklaşık 3 metre çapındadır. Çok renkli ve üzerindeki beyaz spotlarla oldukça ihtişamlı görünen bu bitki aslın çok kötü kokmaktadır. Aynı zamanda tam ortasında bulunan deliğinde yaklaşık 800 litre su tutabilir. Bu bitkinin yaprakları, sapı ya da kökleri yoktur.

Bu muazzam güzellik ve renk uyumu, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğun ve ihtişamın örneklerinden yalnızca bir tanesidir.


WOLLEMIA NOBILIS

Wollemia nobilis adı verilen bu değişik görünümlü ağaç 1994 senesine kadar 120 milyon yıllık fosillerinden biliniyordu. Günümüzde aynı ağaçtan yaklaşık 100 kadar yaşamaktadır. Bu ağacın kabuklarının yüzeyi çikolata köpüklerini andırır; birden fazla gövdesi vardır, yaprakları ise sarmal biçimde büyür. 38 metreye kadar uzayabilirler.

 

WELWITSCHIA MIRABILIS

Welwitschia mirabilis bitkisi iki yapraktan ve kökleri olan bir saptan oluşmaktadır. Filmlerde gördüğümüz farklı yaşam formlarına benzeyen bir şekle ulaşana kadar büyümelerini sürdürürler. Sapları diğer bitkilerden farklı olarak uzamak yerine kalınlaşır, ancak buna rağmen 2 metreye kadar uzayabilir ve kalınlığı 7.5 metreye ulaşabilir. Yaklaşık 400-1500 sene yaşayabilen bu bitkiler uzaktan bakıldığında bir sanat eserini andırırlar. Ve çok açıktır ki bu, Allah’ın benzersiz yaratma sanatıdır.

 

WOLFFIA ANGUSTA


Dünyanın en küçük bitkisi olan Wolffia angusta. 10 tanesi br toplu iğnenin ucunu kapayabilir; ya da daha açık bir örnek vermek gerekirse “o” harfinin içerisine bu bitkiden sadece 2 tane sığdırabilirsiniz.

Elbette ki her bitki ilk yaratıldığı günden itibaren, onu yaratan sonsuz ilim ve akıl sahibi Allah'ın ilham ettiği şekilde hareket etmektedir. Bitkinin her hücresinin, hatta her atomunun nasıl hareket etmesi gerektiği, an ve an ona bildirilmektedir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle açıklanmaktadır:

"Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için." (Talak Suresi, 12)


DRAKAEA GLYPTODON

Drakaea glyptodon isimli bu orkide türü aynen çiğ et gibi kokar ve rengi de tıpkı çiğ et gibidir. Bu nedenle yaban arılarının dikkatini üzerine çekmeyi başaran bu çiçek yine arılar sayesinde polenlerini diğer orkidelere ulaştırır.
Peki bu şuuru bitkinin hücrelerine veren kimdir?

Yeryüzündeki bütün canlılar için hayati önemli olan bitkileri ortaya çıkaran ve onlara sahip oldukları özellikleri veren Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. Rabbimiz üstün güç sahibi olan ve kusursuzca yaratandır.


CEPHALOTUS


Cephalotus bitkisi sürahi şeklinde kümeler halinde büyüler ve köksaplarından büyüyen oval ve etçil olmayan yapraklara sahiptir. Bu bitkiler genel olarak gül şeklinde rozet şekli alırlar ve renkleri yeşilden koyu şarap rengine kadar çeşitlenebilir; ne kadar çok güneş ışığı alırsa o kadar kırmızı olur.

Bu bitkinin köksapları büyüdükçe bitkinin sürahi şeklindeki ağzı açılır ve hayatı süresince açık kalır. Bu kapağın üzerinde küçük yarışeffaf pencere paternleri vardır.

İçeri doğru bakan dikenleri köksapların kenarlarında bulunur ve avını ağzına yönlendirmeye ve bir kere içeri girdikten sonra böcek ya da sinek gibi hayvanların kaçmalarını engellemeye yarar. Nektar salgılayan bezleri kenarlarındadır; sindirim sıvısı salgılayan bezleri ise sürahi şeklindeki gövdesinin içinde yer alır. Bu bitkinin iç yüzeyi üzerine konan sinek ve böceklerin kayarak sürahinin içinden tırmanarak kaçmasını engeller.

Bitkideki bu mükemmel sistem, Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün sonsuz sayıdaki delillerinden yalnızca biridir.


DIOANEA


Mühendisler, sinekkapan bitkisinin (Dionaea muscipula) saniyenin onda birinde kapanan yapraklarından esinlenerek hızla şekil değiştiren mikrolensler yaptı. Massachusetts Üniversitesi'nden yapılan açıklamaya göre, bu yeni teknoloji sayesinde ışık ve sıcaklığa göre değişen trafik işaretleri, renk değiştiren boyalar yapmak mümkün olabilecek. Sinekkapan, çanak benzeri yaprakları olan etçil bir bitki. Salgıladığı nektarın cazibesine kapılan hayvanlar yapraklarının içine giriyor. Yapraklar, yüzeylerindeki tüylere dokunulması sonucunda hızla kapanıyor. Öyle ki, saniyede 200 kere kanat çırpan, mükemmel manevra kabiliyetleri olan sinekler bile kapana kısılıyor. İyi ama sinekkapan bitkisinin kasları yok. Öyleyse, yaprakları nasıl bu kadar hızlı kapanabiliyor?

Araştırmalar, böcekkapan Venüs bitkisinde elektriksel bir sistemin varlığını kanıtlıyor. Bitkinin yaprağının her iki kanadında da bulunan üçgen şeklinde dizilmiş üçer tane tüyün, fiziksel uyarımları elektriksel uyarılara dönüştürebilme özelliği var. Tüyler, yeterince uyarıldığında, dipte kümelenmiş hücrelerin elektriksel özelliklerinde ani değişimler ortaya çıkıyor. Elektrik sinyalleri, bitkinin dokuları boyunca iletilerek büyük motor hücrelere ulaştırılıyor. Sinyaller, yaprağın iç tarafındaki hücrelerin zarlarının geçirgen hale gelmesini ve içlerindeki suyun birdenbire boşalmasını sağlıyor. Hidrolik basıncını kaybeden hücreler, delinmiş balonlar gibi sönünce, yaprak hızla kapanıyor. Bu ilk kapanışın ardından bitki, yaprağın yüzeyindeki algılayıcı bezler aracılığıyla avının adeta tadına bakıyor. Av protein içeriyorsa, tuzak daha sıkı kapanıyor. Tersi durumda ise, yavaş yavaş açılıyor.

Bir yaprak ölmeden önce, ancak üç dört kere tuzak görevi yapabiliyor. Bitkinin yapısı tuzakların gereksiz yere kapanmasını önlüyor. Sözgelimi, nektar salgılayan bezler yalnızca yaprak kenarlarında bulunuyor. Çok küçük böcekler tüylere dokunmadan da beslenebiliyor. Ayrıca tüylerden birine iki kez dokunulmazsa ya da iki ayrı tüye temas edilmezse tuzak kapanmıyor. Bitkinin bu şaşırtıcı özelliği nedeniyle, bir yağmur damlası sistemi çalıştıramıyor. Birinci dokunuştan sonraki yaklaşık yarım dakikalık sürede ikincisi gerçekleşmezse, sistem harekete geçmiyor.

Kapanma hızı nem miktarı, ışık, avın büyüklüğü ve genel yetişme koşulları gibi etkenlere bağlı olarak değişebiliyor. Bu hız ayn zamanda bitkinin sağlıklı olup olmadığının da bir göstergesi.

İçeride kalan avın kurtulma çabaları, daha çabuk sindirilmesini sağlıyor, çünkü hayvan kımıldadıkça, daha çok sindirim sıvısı salgılanıyor. Hayvanlar, boğularak veya ezilerek ölüyorlar. Birkaç gün süren sindirim ve soğurma işlemleri sonrasında, gövdelerinden, yalnızca kütiküla gibi sindirilemeyen sert kısımlar kalıyor Bunlar da dışarı atılıyor.

Bir fare kapanı gördüğünüzde, bunun bir tasarım örneği olduğunu bilirsiniz. Çünkü hassas mekanizmanın her parçası, fareyi yakalamak için özel olarak ayarlanmıştır. Sinek yakalayan bu bitki ise, bir fare kapanından çok daha karmaşık ve ince bir tasarımdır. Bu tasarımın tesadüfen oluşamayacağı ve bir Yaratıcı'nın eseri olduğu ise elbette çok açıktır


UTRICULARIA


Dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış 200'den fazla Utricularia türü bitki bulunuyor. Kökleri olmayan bu bitkiler, sığ göllerde, durgun derelerde ve bataklıklarda yaşıyorlar. Yeşil, ince sapları ve dalları, su üstünde açan güzel çiçekleri var. Karada yaşayan birkaç türün dışındakiler, genellikle hiçbir yere bağlanmadan suda yüzüyorlar.

Utricularia türü bitkilerin saplarında çok sayıda küçük, saydam kesecikler bulunuyor. Bu keseciklerin kapakları içe doğru açılıyor; en büyükleri yaklaşık 0,6 cm. genişliğinde. Normalde, büzüşmüş durumdalar ve içlerinde çok az su var. Küçük bir su canlısı, kesecik kapağının çevresindeki kirpiklerden birine dokunduğunda, kapak büyük bir hızla açılıyor ve içeriye dolan suyla birlikte av da tuzağa giriyor. İçi suyla dolar dolmaz kapak kapanıyor, ardından su yavaş yavaş dışarıya pompalanıyor ve av sindiriliyor.

Balık 'yiyen' etçil bitki bile var. Hiçbir yere bağlanmadan suda yüzen keseotu (Utricularia) supireleri, minik balıklar gibi küçük su canlılarıyla besleniyor. Saplarında çok sayıda minik kesecik var. Bunlar, normalde büzüşmüş durumda ve içlerinde çok az su var. Küçük bir canlı keseciklerinden birinin kapısındaki tüy benzeri uzantılara dokunursa, kapı müthiş bir hızla açılıyor ve içeri dolan suyla birlikte o da içeri giriyor. Kapı kapanıyor, içeride kalıyor. Dr. Rice kesenin içindeki suyun özel salgıbezleriyle dışarı pompalandığını, böylece kesenin tekrar hazır hale geldiğini belirtiyor. Sızmayı önleyici sümüksü bir madde ve kapı eşiği de kapının sıkıca kapanmasını sağlıyor.

Tüm bitki hücrelerine yaptıkları işleri ilham eden, onlara emriyle istediklerini yaptırtan elbette ki sonsuz kudret, akıl ve bilgi sahibi olan Rabbimiz Allah'tır.

 

DROSERA

Drosera bitkisi "Güneş gülü" diye de anılıyor. 100'ü aşkın Drosera türünün çoğu Avustralya'da yaşıyor. Hemen hepsinin gülünkine benzer şeklinde dizilmiş yaprakları ve kısa sapları var. Çeşitli iklimlerde yaşayabilen bu güzel bitkilerin yaprakları, ip ya da kürek şeklinde veya yuvarlak olabiliyor.

Yapraklarındaki küçük dokunaçların içerdiği çiyi andıran yapışkan nektar damlaları, sineklerin, kelebeklerin, tayyare böceklerinin, hatta küçük farelerin bile bitkiye yapışıp kalmasını sağlıyor. Hayvanların kurtulma çabaları daha çok yapışkan madde salgılanmasına yol açıyor. Dokunaçlar yavaş yavaş avın üzerine doğru kıvrılıyor ve onu yapışkan maddenin içine bastırıyorlar. Bitkinin hareketlerini düzenleyen bir sinir sistemi yok, buna rağmen dokunaçları doğru yöne kıvrılabiliyor. Kum taneleri ve yağmur damlaları, bazı böceklerden ağır oldukları halde, dokunaçları etkilemiyor.

Onları harekete geçiren unsur, avın kımıldaması. Bazı türlerde yapraklar da avın çevresini sarıyor. Sonunda av boğularak ölüyor ve sindiriliyor. Dokunaçların eski konumlarına dönmeleri bir ya da iki haftayı bulabiliyor. Yapraklar ölmeden önce üç, dört böceği sindirebiliyorlar.

Renkleri Drosera'nın yapraklarının rengiyle uyuşan Apiomerus türü böcekler, bu bitkinin yapraklarında ve saplarında yaşıyorlar. Bitkinin yapışkan salgısı çok güçlü olduğu halde, bu canlıları tutamıyor. Böcekler, yakalanan avlardan kalanları hortumlarıyla emiyorlar. Onların dışkıları da Drosera tarafından sindiriliyor ve emiliyor.

Bütün bunları bitkilerin kendi kendilerine düşünmeleri, hesaplamalar yapmaları ve gereğini yerine getirmeleri imkansızdır. Üstelik her yeni doğan bitki bu bilgilere sahiptir. Bütün bunlar bizi tek bir sonuca götürür. Herşeyden haberdar olan, üstün güç sahibi Rabbimiz bitkilere neler yapacaklarını ilham etmektedir.


HELIAMPHORA

Etobur bitkiler arasında sayılmasına rağmen, Heliamphora kendi sindirim sıvısını kendisi üretmez. Simbiyotik bakterilerinin enzimlerinin avını kendisi için parçalamasını bekler. Ancak avlarını kendileri sindirmeselerde, görsel ve kimyasal bir takım sinyaller kullanarak avlarını tuzağa düşürür ve görünmez bir tuzak çukuru ile öldürürler.

Dışarıdan bakınca bilinçli yapıldığı görülen bu hareketlerin ardındaki aklın sahibi elbette bitkiler değildir. Onları ve herşeyi üstün bir akla sahip olan Allah yaratmıştır.

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin Yaratandır… İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir." (Enam Suresi, 101-102)


NEPENTHES


Nepenthes etçil bir bitkidir. Genellikle besin maddeleri açısından fakir topraklarda yaşayan bu türlerin - bundan başka çok sayıda etçil bitki var -çoğu böcek gibi küçük hayvanlarla besleniyor. Nepenthes de içi sindirim sıvısıyla dolu, sürahiyi andıran tuzaklara sahip bir bitki. Kaygan yüzeyinden düşen böcekler bu sıvıda boğuluyor. Şunu da belirtelim, tavanda baş aşağı yürüyen, duvara tırmanan bu hayvanların yüzeylere tutunmalarını sağlayan özel 'ayakkabıları' var.

Böceklerin ayakları bilim insanlarının ilgi odağı. Söz gelimi kısa bir süre önce Max Planck Enstitüsü, Stanislav Gorb ve ekibinin 'güçlü bir bant' yaptığını açıkladı. Böceklerin ayaklarında bulunan uçları mantar şeklindeki tüyleri örnek alan, yıkanabilen ve defalarca kullanılabilen bir bant. Ünlü karınca uzmanı Prof. Bert Hölldobler ve meslektaşları, karıncaların kaygan bitki yüzeylerinde nasıl yürüyebildiklerini anlayabilmek için örücü karıncalarla (Oecophylla) deneyler yaptı. Bir örücü karınca, kendi ağırlığının 100 katı ağırlığında bir metal parçasını taşıyarak cam tabaktan baş aşağı sarkabiliyor! Ama Nepenthes'in kaygan yüzeyi örücü karıncanın bile ayaklarını kaydırıyor.

Sürahinin kaygan iç yüzeyi iki ayrı tabakadan oluşan mumsu bir maddeyle kaplı. Üst tabaka, böceğin ayaklarına bulaşıp tutunma özelliklerini azaltan mikroskopik parçacıklardan oluşuyor. Bunun altında ise delikli yapısından dolayı böceğin ayaklarının temas ettiği alanı azaltan bir tabaka bulunuyor.

Borneo yağmur ormanında yaşayan bir Nepenthes türünü inceleyen araştırmacılar da sürahilerin içindeki ağdalı sıvının sağanak yağmurda da bu özelliğini koruduğunu keşfetti. Montpellier Üniversitesi ve Marseille Üniversitesi araştırmacılarının çalışmaları, Kasım 2007'de PLoS One'da yayımlandı. Deneylerde sıvının yüzde 90'dan fazla sulandırıldığında bile, kısa sürede sineklerin vücudunu tamamen kapladığı ve hareket edemez hale getirdiği gözlemlenmişti. Bu özel sıvının tam olarak ne içerdiği ise belirlenemedi.
Bitkilerdeki bu şuurlu hareketler gerçekte Allah'ın sonsuz aklının tecellilerindendir. Rabbimiz yeryüzündeki herşeyi kontrolü altında tutandır.

 

PINGUICULA (YAŞ ÇANAĞI)

Etobur bitkilerden olan Pinguicula (yağ çanağı) gibi bitkiler yapışkan ve kaygan yüzeyli yapraklarıyla üzerlerine konan böcekleri ipliksi bir salgının içine alırlar. Bu salgının içinde bulunan protaz, lipaz ve asit fosfataz gibi enzimler böceği parçalayarak, böceğin sindirilmesini sağlarlar.

Kökleri çok az gelişmiştir. Bu bitkinin kökleri daha çok toprağa atılmış bir çapa gibidir ve sadece topraktan gerekli nemi çekmek için kullanılır. Bitkinin ihtiyacı olan diğer besinler avlarından elde edilir.

Böcekleri yakalayıp sindirmek için yapraklarının üzerine serpiştirilmiş iki özel tür salgı bezinden faydalanırlar, bu salgı bezleri genelde üst yüzeyde bulunur. Bu bezlerden biri yaprağın üzerinde kolaylıkla farkedilebilen su damlacıkları salgılar ve avı bu ıslak görüntü sayesinde bitkiye çeker. Bu damlacıklar fazla enzim içermez ve genelde sadece avı çekmek için kullanılırlar. Böcekle temasa geçtiklerinde diplerinde bulunan rezervuar hücrelerinden ekstra yapışkan, bakteri öldürücü özel bir sıvı salgılarlar. Böcek kurtulmak için çırpınmaya başladığında daha fazla bezi harekete geçirir ve av kendini bir zamk içinde hapseder.Bazı türler temas anında yapraklarını bükerek diğer salgı bezlerinin de böcekle temasa geçmesini sağlayabilirler.

Bitkide bulunan diğer salgı bezi türü ise yaprakların yüzeyinde bulunan “sapsız bezler”dir. Böcek yakalandıktan ve sindirim başladıktan sonra, ilk nitrojen akışı bu bezler tarafından salgılanmakta olan bir enzimi harekete geçirir. Bu enzimler böceğin yenilebilir kısımlarını parçalarlar. Bu sıvılar daha sonra yaprağın üzerindeki delikler tarafından emilir ve geriye sadece böceğin kabuki iskeleti (eğer böcek büyükse) kalır. Bu delikler bitkinin sindirim sürecinin bir parçası olsa da aynı zamanda bitkinin kurumasına neden olabilecek özelliktedir. Bu nedenle bu bitkiler oldukça nemli ortamlarda yaşarlar. Aynı zamanda yapraklarının üzerine düşen polenleri de sindirirler.

Bu bitkinin kendisine yaklaşan canlıları ustaca yakalayabilmesi ve bunları yakalamak için sahip olduğu muhteşem tasarım, sonsuz güç sahibi Rabbimiz'in üstün yaratışının göstergelerinden sadece bir tanesidir.


DISCHIDIA RAFFLESIANA


Etobur bitkiler, avlanırken yapraklarını kullanırlar. Bunlardan en ilginç olanı Dischidia rafflesiana isimli bitkidir. Bu bitki tam olarak etobur sayılmasa da, etobur bitkilerin uyguladığı yöntemlerden bir kısmını uygular. İbrik şeklindeki yapraklarıyla karıncalara yuva işlevi gören bu bitki çok kalabalık koloniler halinde yaşayan karıncaları yemez. Ancak onları besler ve karıncaların artıklarından elde ettiği nitrojeni besin olarak kullanır. Karıncalar ise hem hazır bir yuvayı kullanmış hem de bitkiye zarar veren canlılar bertaraf etmiş olurlar. Ayrıca Dischidia'nın keselerinde biriktirdiği su, kesenin iç yüzeyinde bulunan ek kökler tarafından emilerek kullanılır hale gelir.

Herşeyi en ince ayrıntısına kadar planlayan Rabbimiz, yeryüzündeki tüm bitkileri de, yaşamlarını sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları her türlü detayla birlikte yaratmıştır. Allah herşeyi yoktan var eden ve kusursuzca yaratandır. Bir ayette şöyle buyrulur:

"Gökten yere her işi O evirip düzene koyar..." (Secde Suresi, 5)